Yiit'in Dubai Günlüğü

Thursday, August 02, 2007

Toplu Guncelleme Paketi

Cem tasindigindan beri dogruduzgun yazamiyorum, farkindayim. Demek ki insnalar yalnizliktan kendilerini bloglara vuruyorlarmis, hey be!

Aslinda uzun bir sure daha yazmazdim da, Ankara'dayken Bilkent'teki sevgili hocalarim Reyyan ve Ugur Ayfer'i ziyaret ederken ogrendim ki benim blogu derslerde falan gosteriyorlarmis, acayip gaza geldim tabi hemen, `sunu yazayim, bunu yazayim` diye dusunup durdum gecelerce...

Biliyorsunuz Turkiye'ye gittim `2. Geleneksel Flipper Mavi Turu` icin...Yine Gocek, yine ayni ekip, -tek farkla ki kaptan alkolik degildi bu sefer, ama ekibin toplu cabalari sonucu o da bana Yetis Bey demeye basladi ucuncu gunun sonunda - harika tatil yaptik bir hafta boyunca...Oyle ki, donuste `Abi surdan istimlak cikmamis bi yerden 1 donum kapatsak mi be?` diye 20 yil vadeli geyik-planlar bile yaptik. O ne guzelliktir yarabbi!





Sonrasinda bir hafta Paris'de egitimim vardi, ona gittim...Zaten ben Paris'in kralini yasamisim interrail yaparken gittigimde, masum fransizlarin kulagina gece yarilari `BEEELLLEEEEE setamonkosityenee eterrneeelll` diye sarkilar bagirmisim, simdi ciddi ciddi giyinip sabahin korunde, sehrin en sikici yerindeki IBM binasina metrolarla felan gidince hic bir tat alamadim valla...Hayir, bir de adamlar milletce bunalim...Metro'da her sabah baska bir dram...Aglayan kadinlar, mutsuzca onlerinden hizla gecip giden duvarlara bakanlar...Icim daraldi yahu..Bir kere de bir kadina yer vereyim dedim, onda da kriz cikti, Fransiz kibarligi, kadinlara oncelik falan bitmis memlekette, soyle bi kalkar gibi oldum `Buyurun siz oturun` dercesine, azari yiyip oturdum yerime tekrar...Ya da benim kit fransizcamla korkunc bir yanlis anlamam sozkonusu, fermuarim acikti mesela ve kadin ona bagiriyodu `terbiyesiz adam` falan diye...Ben de boyle kalkip uzerine gidince...eheh.

Butun haftanin en guzel olayi; Yillar once sirtcantamla gezerken kesfettigim Louvre'un altindaki Kucuk Prens hediyelik esyalari satan dukkan! O zaman param olmadigi icin hicbirsey alamamistim ama cok icimde kalmisti...O kucuk prens defterleri, anahtarliklari, kucuk el yapimi biblolari - mesela Kucuk Prens duvarin uzerinde oturuyor, yilan da asagida, 150 Euro, Oha! Mesela kucuk prens gezegeninden (biliyoruz astreoid) ayrilirken, kuslara bagladigi ipler elinde, kuslar tepede..harika! - Bu sefer uc bes kurus sahibi bir insan olarak gidip gonlumce alisveris yaptim...Kucuk Prens Sevdigini bildigim insanlara da defterler aldim...O kadar cok Kucuk Prens yazdim ki, sevgim sonecek neredeyse, kapatiyorum konuyu. Ya, ama bir de sey vardi, fesli turk bilgin teleskopla kucuk prensin b612 sini gosteriyor, tahtasi var, teleskopu var falan...onun biblosu! Harikaydi yaa! Alamadim tabi onlari. Bir dahaki sefere insallah.



Neyse dondum sonra, oy vermeye kostum hemen...(-Yiit bu secimler cok onemli biliyorsun, senin gibi okumus aydin, cagdas, laik... -he canim he)...Berk'le, Eda'yla ve Berkay'la gorustum uzun aradan sonra...Muzikli sohbetler oldu. Guzel oldu. Sonra bir hafta Ankara'ya gittim, Babaannem'in duzenledigi "21. Yuzyilda Evliligin Gerekliligi ve Torununun Cocugunu Goren Kisilere Ayrilan Cennet Kontenjani" konulu seminerlere katildim. Binnaz the `Cok da fifi` Saktanber de oradaydi tamamen tesaduf eseri, Servet, Binnaz ve ortaokuldan taninan ama yillarca gorusulmemis Ceren'le gorustum...




Ankara'da o kadar cok ani var ki, insan belli bir sureden sonra dayanamaz oluyor...`Surada babama yov boba yov taksiye binelim yov` demistim diyor insan...`Surada Audrey'le opusmustuk sonra adamin biri gelip elimi isirmisti` diyor...`Suradan annemi bulucam diye 5 yasinda Kuafor Resat'a yurumustum de teyzemle ikisi beni paralamislardi` felan derken insan hayaletler icinde boguluyor sonunda...



Neyse, sonra tekrar Istanbul'a donus, Muge'nin tekneli dogumgunune gidis, Mugenin hediyesini unuttugumu farkedis, piskince gecistiris...





Ertesi gun Onur'a gidip son saatlerimi orada gecirdim...Levo geldi, Baran ve esi Esra geldi..Uzun suredir gorusememistik, cok guzel oldu..


Sonra...



Dubai ucusu icin havaalaninda bekliyorum, medeni bir ortam, herkes birseyler iciyor, sohbet ediyor, gazete okuyor felan...Bir onceki postumda sinyallerini hafifce vermistim, dayanamayip MacBook aldim Ankara'dan, adini `Jennifer` koydum...Acayip guzel birseymis...Lanet olsun dedim PC'lerle Windows'larla gecen gencligime! Neyse, Jennifer'la maceralarimiz bir sonraki posta insallah (bkz. Cem: "YETER ARTIK BILGISAYARINLA KONUSMA YIIT!") Uzatmayalim, oturuyorum havaalaninda, laptopla telefonumu senkronize edeyim, cok senkronize bir insan olayim diye bluetooth u actim bilgisayarda...Arama ekraninda cevredeki diger bluetoothu acik telefonlari vs. listeliyor ya, bir isimler var, inanamadim; `Gecelerin Yalnizi`, `Cilgin Dul`, `Beni Bul`, `Alev Alev` felan diye uzayip gidiyor liste...Disardan gayet medeniyiz, hepimizin macbook'u var bir hava, icerde millet cayir cayir yaniyormus haberimiz yok..Hayir, kafami kaldirip bakiyorum, kim olabilir mesela su `Cilgin Dul`? Kesinlikle anlayamiyorum...Insan sarrafligi falan hikaye, bluetooth'mus kisinin ozu...


--------


Derken geldim yine Dubai'ye Agustos sicaginda...En kotu ay ya! Eriyoruz, dun 47 derece diyodu, arabamin yalancisiyim.



Boyle...

Wednesday, June 27, 2007

Yaz Geldi

Zaten hep yaz aslinda ama bu sefer Dubai'nin mubarek fantastichen aylari geldi, kirkkusurlarla birbirimizi goremez, anamizin babamizin suratini unutur olduk sicaktan....Turkiye'ye gidiyorum gelecek hafta, "Geleneksel Flipper Tekne Turu" icin...Oradan bir Fransa'ya egitim icin gidip, tekrar Turkiye'ye donup vatana girisin multi-zevkini yasamali...

Izlenimler donuste yazilir herhalde. Aslinda Macbook'um olsa tekneden de yazardim, harika olurdu, ama yok...Niye Macbook derseniz, "o oyle bisiy cunku" diye cevap veririm.

Operim.

Sunday, June 17, 2007

The Best Community in Dubai



  • "Sevmiyorum ulan bu Dubai'yi" dedim bir sene boyunca...Şimdi neredeyse yılları ikileyecekken öyle bir ortam kuruldu ki "Beni Safa parka gömünüz" diye vasiyet yazmak üzereyim neredeyse..Fuat ve Barış diye kuzen Cem'in Ankara'dan tanıdığı iki arkadaş daha burada çıktı, tamamen tesadüfen...İnanılmaz bir dörtlü olduk, dostluğa dostluk katıyoruz aylardır...Bir de arsız iddiamız var "Dubai'nin en iyi community'siyiz" diye...Tamamen hurafe...Evde oturuyoruz sadece, ama iddialıyız.

    Yazmıştım ya, "dostlarla olmak" diye biryer var, insan orada mutlu olur diye...

  • Ata sporu Playstation yatırımı yaptı Cem...PS3 ve dev bir LCD ekran alındı eve...Benim sırf eve gelenler "Ulan bu herif anormal mi niye televizyon yok evinde" demesinler diye aldığım üstün Çin teknolojisi, 100 dolarlık dev ekranlı Nikai televizyonumdan ilk gün itibarıyle nefret etmişti zaten Kuzen Cem.
  • PS3'te 4 kişi aynı anda oynama olayı var ya, bizim community de sonsuz iddialaşma üzerine kurulu ya, binbir oyun oynanıyor haftasonu boyunca...Camlar, perdeler, ışıklar kapatılıyor evde...Aylardır haftasonu güneş görmedim şu kırkbeş derece yaz günlerinde.
  • Fakat gel gör ki oyun oyna oyna göbekler oldu buddha bar, biz de hemen çözüm bulduk...Her oyundan sonra kazanan 5 şınav, kaybeden 10 şınav çekecek diye...Geçen haftasonu başladı daha bu kural...150 şınav falan çektim herhalde gün içinde, o kadar kötü oynadım yani...Kollarım tutmuyor resmen..Ama süper fikir...Yoksa değil mi?
  • Yok be güzel fikir, spor mu yapıcaz başka?
  • Biraz da resimli koyalım çeşit olsun...

Pokerde kazanan bir Fuat


Dostluğun son bulduğu oyun anları

Çölde ölü taklidi yapıp kimseyi güldüremeyen ben


Singstar da "What's love got to do with it" söyleyen utanmaz Fuat-Yiit ikilisi

Wednesday, May 02, 2007

James Konseri, Baran'ın Düğünü, Gerçekleşmeyen değişiklikler...

James

15 yaşında falandım herhalde, Audrey bir gece önce çektiği kasedi yalvar yakar elime tutuşturduğunda..."Ne olur dinle Yiğit, emin ol çok seveceksin"...Müzik konusunda çok tutucu olan ben mırın kırın ederek de olsa kasedi alıp o gece dinlemiştim...15 yıl önce.
Artık sadece müziğin güzelliğinden midir, yoksa o şarkılara sıkışmış 15 yaş aşkının da etkisi var mıdır bilemeyeceğim ama, o gün bugündür en sevdiğim gruptur Manchester doğumlu, hiç hakettiği yerlere gelememiş James...Benden sonraki en büyük fanı da şüphesiz, interrail tatilinde dinleyip hemen hastası olan Levo...Dağıldıklarını duyduğumuzda çok üzülmüştük, "dünya gözüyle bir konserlerini izleyemeyeceğiz" diye...İmkanımız olmamıştı hiç..
Derken yıl oldu 2007 ve duyduk ki James tekrar biraraya gelmiş ve dört konser vereceklermiş İngiltere'de...Levo'ya söylememle "gidiyoruz abi" dememizin arası yaklaşık 7 saniye...Biletlere baktık hemen satılmış bitmiş...Girdik biz de ebay'e, açık arttırmada çılgın türk arttırmalarıyla herkesin tadını kaçırıp aldık biletlerimizi...Hem de dört tane! (Hiç sormayın neden)
Sonrası göz açıp kapayıncaya kadar geçti, 25 Nisan'da Londra'da, oraya benden iki gün önce gidip hemen sarhoş olmuş Levo'nun kırmızı gözlerine bakarken buldum kendimi, Russel Square'Deki dünyanın en kötü otelinin 4075 numaralı odasında..."Cheers mate" dedi Levo...Bu Levo her gittiği şehri/ülkeyi özetlediğini düşündüğü bir laf bulur ve bütün tatil onu söyler...Dubai'de "Selamın Aleyki!" diye bağırıyodu...Floransa'da "Fatih Terim!" diye!




Geceleri Piccadily Circus'ta saçma barlara gidip zencilerle zıplamalar, Soho'dan egzantirik alışverişler vs. derken konser günü geldi çattı...Nerdeymiş, Brixton diye biryer...Bir gittik ki varoş resmen...Hiç keyifli bir muhit olmadığı belli...



Levo hemen satıverdi mekanı görünce James'i..."Ulan bunlar bence bizdeki Duman gibi bişey, Kadıköy'de Duman konserine geldik olm!" diye konuşmaya başladı...Neyse, gittik konser mekanına, bir tane salon, kapısında "James - Sold Out" yazıyo...üç-beş kişi bekliyodu 2 saat önceden, biz de hemen girdik sıraya, James'i en önden izlemeye and içmişiz...Yanımızdaki kızlar birimizin İstanbul'dan diğerimizin Dubai'den geldiğini duyunca acayip şaşırdılar, hatta bir tanesi grubun eski fotoğrafçısıymış, Soul Davies'e (kemancı) mesaj attı "Burda manyaklar var" diye...Herif de şaşırdı felan..

O arada elimizdeki fazla biletlerden de kurtulduk...Ben "elimde bedava fazla bilet var, izlemek isteyen bacınız gardaşınız varsa alın" diye anadolu-rock bir açıklama yapıp bileti birine verdim, Levo Kayserili olduğu için gidip karaborsa bilet satan herife sattı kendi fazla biletini.

Sonra kapılar açıldı...içeri aktık binlerce kişi...En önde biz...Gittik demirlere kadar dayandık...Herifler dibimizde...James Lan! Audrey'i düşündüm otomatikman, keşke o da burada olsaydı dedim...İkimizin birlikte izlemesi çok anlamlı olurdu dedim..(Gerçi mail attım sen de gel diye, cevap bile vermedi o da ayrı konu) Tim booth burnumun ucunda şarkı söylüyor, Levo'yla kendimizden geçmişiz...biz de bağıra bağıra eşlik ediyoruz...Levo bir gün önceden aldığımız Türk bayrağını açınca Tim'in yüzünde "ulan ne pis milletmiş bunlar" der gibi bi bakış oldu sanki ama aldırmadık..Şarkı seçimleri de o kadar iyiydi ki...Yani "şunu da çalsalarmış" dedirtmediler bize...Aklımızı oynattık..Bir hayal gerçekleşti...Gözüm açık gitmem artık..İzledim ulan! (Bu arada kamerasının kablosunu kaybettiği gerekçesiyle hiçbir resmi göndermeyen Levo'ya Blogspot camiası adına lanetler gönderiyorum buradan)
Sonrasında oracıkta tanıştığımız fransız hatun Fouzia'yı da yanımıza alıp gene Piccadily Circus'ta leş biryere gidip bir takım hiphopluklar yaptık...Güzel bir gece oldu..Ertesi sabah Levo kahvaltıdan sonra apar topar havaalanına gitti, benim uçağım akşam olduğu için ben gezindim orada burada...Berk'e süper bir Takamine marka akustik gitar aldım...İsme gel.

Evlenen Bir Baran

27 Nisan akşamı Londra'dan İstanbul'a uçuş, malum Baran evleniyor, evlenmekle kalmıyor, beni de şahit yapmış kerastas! Acayip bir heyecan fırtınası içinde gidiyorum Liman Lokantasına...Düğün ekibi inanılmaz...Bütün dostluk tayfası orada...Uzun süredir bu kadar adam biraraya gelmemiştir...Kimliğimi falan istiyor nikah memuru, adımı felan yazıyor biryerlere...Sonra hop masaya çağırıyolar..Hayatımda ilk defa şahitlik yapıyorum, heyecandan öleceğim..hatta ölücem...öleceğim çok hafif kaçtı.



Neyse nikah memuru (memuresi?) soruyor Esra'ya "bu herifle evleniyon mu", Esra çığlık atıyor "Eveeeeeeet" diye...Sonra Baran'a soruyor "bu hatunkişiyle evleniyon mu", Baran böğürüyor "Eveeğğöt" diye...Sonra bize soruyor "Siz de şahit olmayı kabul ediyo musunuz" diye...Ben de tutamıyorum kendimi "Eğveeeğğğğt" diye böğürüyorum ben de, yanımda oturup kibarca "ee...Ediyoruz" diyen Yaşam çok bozuluyor bu senkronizasyon bozukluğuna...Ama işin esası, ben evlenmiş kadar oluyorum, zaten evleneceğim yoktu en azından bunu yaşadım diyorum kendi kendime..Gürkan bana "Şeyh Şahit" diye isim takıyor...


Sonrasında bütün gece en saçma şekillerde dansediyorum, "Yiit ex atmış" diye bir laf çıkarana kadar...Ne mutluluksa..Bir düğünde en çok olmasını istediğim şey gerçekleşiyor ve "Koko Cambo" çalıyor DJ..."Ya ya ya koko cambo ya ya yee eyooow!" derken gece mantıcıda bitiyor...Mutlu mesut uyuyorum..Ertesi gün Dubai'ye dönüş...Havaalanına Müge bırakıyor, dışarıda vedalaşınca daha az üzücü olduğuna karar verip ayrılıyoruz...



Gerçekleşmeyen Değişiklikler
"Herkesin işi çok şahane, benimki çok iğrenç, herkes onyüzbinmilyon dolar kazanıyo ben hiç kazanamıyorum" diye cinnet geçirip iş aramaya başlamıştım...Oracle ve Microsoft'la görüştüm...Görünen o ki en iyi iş benim işimmiş, en çok da ben kazanıyomuşum Allah'a şükür...Değiştirmiyorum iş miş...




Öperim.

Tuesday, April 10, 2007

Ara

Biraz ara verdim...Birtakim degisiklikler var hayatla ilgili..Oyle.

Thursday, March 01, 2007

...


Monday, February 12, 2007

Johannesburg

Bu seneki Top Gun eğitimleri listesine baktığımda, bütün o sıkıcı "Prag, Viyana, hede, hödö" şehirleri arasından süzülüp gözüme takılmıştı Johannesburg, ya da gittiğimde göreceğim üzere "Ohannesburg". Sekiz saatlik uçuşmuş Dubai'den, olsun, ben nasıl olsa uçak kalkmadan uyurum, inince de hostesler uyandırırlar...Varsın onsekiz saat olsun. Bir gece önceden oturup biraz tarihini okuyorum Güney Afrika'nın, oha diyorum, ne pis adamlarmış bunlar, Yok insanları ayırmalar "white", "black", "asian", "coloured" diye...Benim gibi averaj bir Türk için Güney Afrika dediğin Live Aid konserleri ve eyo heyo diye güleryüzlü bir Nelson Mandela...Okudukça anlıyorum ki çok acılı bir tarihleri varmış...Birkaç saat sonra bütün beyaz ırklardan delicesine nefret etmeye başlıyorum...Sabah uçakta yanımda oturan beyaz çiftin de yol boyunca "iyyy zencilerin hepsi ölse keşke" diye konuştuklarından eminim, hiç bir şekilde hiç yüz vermiyorum.

Uçaktan inip terminale girdiğimde üzerimdeki beyaz gömleğime, umursamaz bakışlarıma ve elimdeki ipod Nano'ya bakan hiçkimse kulaklarımda bangır bangır "Hakan Peker - Efsane" çaldığını tahmin edemezdi. Bavulları beklerken çevreme bakıp tam "vayy ne kadar egzotik biryerdeyim" diye coşmak üzereyken çevremdeki herkesin Türk olduğu ortaya çıktı bir anda..."Arif...Lan Arif! Ba ba ba ba geliyo la, geliyo la la la lalala, ARAB'ın yanında ba ba ba" diye uçan türkler bastı etrafı...(Bir de bizim millet olarak ortak bir özelliğimiz vardır, bütün zencileri arap, bütün çekik gözlüleri japon zannederiz.)





Neyse, havaalanından çıkıyorum, taksiye biniyorum, taksici beni bir güzel kazıklıyor...Uzaktan iki tane kule görünüyor, gitmemiz gereken yer orası, kuleler bir solda kalıyor, bir sağda, bir gerimizde, sonra tekrar önümüzde...Öyle bir acımıyor ki taksici bana, saatler sonra varıyorum otele saatler!

Otel güzel, amma velakin odadaki uyarı yazıları tırstırıcı..."Yok canım abartıyorlardır" diyip dışarı atıyorum kendimi, anaa, bütün evlerin çevresi elektrikli tellerle çevrili, kapılarında "Armed Response" yazıyor. Ne demek bu diye sordum birine, "İçeri girene komançero, Bru!" diyor adam. Bru diyor burada bir kesim, kardeş anlamında.

Neyse efendim, yürüyorum gidiyorum bir meydana, adı Nelson Mandela meydanı, ortalık şıkır şıkır, krem burüle tayfası piyasa yapıyor. Şık restoranlar, alışver iş merkezi, pahalı markalar vs. vs. Ama iki adım yürüyosun, hemen dikenli teller, hemen "Armed Response". 1994'te ırk ayrımının kalkmasından bu yana değişen pek birşey yok heralde, ortalık beyaz dolu, Zulu'lardan, Swahili'lerden eser yok!

Bir akşam güzel bir mekana yemeğe götürüyorlar bütün sınıfı, yemekler harika...Ortada bir adam, elinde gitar "Hakuna Matataaaaa...Hakuna Matataaaaa" diye aslan kral şarkıları söylüyor...Yemekler yendi felan, sonra biri dedi ki "Haydi gelsin bongolar!" Ne bongosu demeye kalmadan garsonlar herkese birer bongo getirdiler...Herkes duruma hakim, Afrika dışından gelen tek gurbetçi benim..."Umbato haydi sen ver ritmi" dediler, başladı Umbato dumdudumduru dumdudumduru, hepimiz katıldık sonra, saatlerce bongo çaldık "Eyy maro kubatvaa de yerenabiiduuuu" diye uydura uydura söyledim ben de şarkıları...Çok eğlenceliydi.

Eğitim ağır, diğer günler pek birşey yapmaya fırsat bulamadım. Son gün Soweto'yu ziyaret ettim, gecekondu mahalleleri, kutu gibi teneke evler, pislik, sefalet, Nelson Mandela'nın evi, ırkayrımı müzesi, beyaz adamın kurşunlarıyla ölen 12 yaşındaki Hector Peterson için dikilen gözyaşartıcı anıt...

Velhasılı kelam ne doğa, ne safari, ne arslan...Geyik gibi gidip geldim Güney Afrika'ya...Bir dahaki sefere daha hazırlıklı olacağıma söz verdim kendime...

















































































































































































































Saturday, February 10, 2007

King of the Bongo...King of the Bongo Bong

Afrika'dayim gelicem...feci.

Tuesday, January 30, 2007

Dubai'deki En Kötü Gecem

Şu anda saat gece 3 ve eve yeni geldim...Katar'daydım. Bir saat önce yaşadığım olayın etkisinden hala kurtulamadım...O kadar iğrenç, o kadar çirkin birşey ki...Neyse sakince anlatayım:

Emirates gece uçuşu ile Katar'dan dönüyorum, uçakta 15-20 kişilik, 18-19 yaşlarında, eşofmanlarının arkasında "Al Wasl Tepmik Gücü" gibi bişey yazan bir spor takımı var. Üstüne üstlük hepsi de tecrübeli gözlerimin anladığı kadarıyla lokal çocuklar, yani Dubai'nin yerlilerinden...Neyse bunlar gürültü felan yapıyolar uçuş boyunca, dandik olduğu belli olan esprilere kahkahalarla gülüyorlar...İlk başta takım elbisem ve ben onlara uyuz olsak da sonra düşünüyorum ve takım elbiseme dönüp şöyle diyorum:

"Ben de şimdi onların olduğu ortamda olsam daha da iğrenç espriler yapıp, daha da çok gürültü çıkarırdım (bkz. geçen yaz tatili ve hostesi koltuk cebindeki güvenlik kartıyla yelleyen Yiit), o yüzden uyuz olunacak birşey yok...Gençlik işte, ne güzel...coşkulu."

Böyle diyorum ve içimi bir huzur kaplıyor...Ta ki uçak inip de hepimiz otobüslere doluşana kadar..Birkaç otobüs var ancak ben ve 10-15 kişi daha bu spor takımıyla aynı otobüse doluşuyoruz...Otobüste bunlar, ben, benim gibi bikaç biznız tip birkaç tane de hintli işçi var...Hani şu ufak tefek, incecik kollu kısa boylu olanlardan...

Birkaç dakika sonra gördüklerime önce inanamıyorum..."Heralde yanlış gördüm"'den "Acaba arkadaşlar mı?" ya geçen aklım en sonunda kabulleniyor gördüğüm şeyin gerçekliğini:

Bu 18-19 yaşındaki bebeler, almışlar hintli işçinin birini ortalarına, birbirlerine atıyorlar, ittiriyorlar, gıdıklıyorlar...Zavallı -belki babaları yaşındaki adam- önce gülüyormuş gibi yapıyor, sonra yapmayın diyor, ama dinleyen kim? Bizimkiler o kadar eğleniyorlar ki gözleri görmüyor adamın durumunu, kulakları da duymuyor yalvarmalarını...Devam ediyorlar oyunlarına..Diğer yolculara bakıyorum dehşet içinde, kimse oralı değil..Normal yani buralarda 18 yaşında veletlerin Hintli işçilerle "oynaması"...(Hayrettin de Katar'da eğlenmek için yine aynı Hintli işçileri arabayla geçerken havalı tüfekle vuran adamlardan bahsetmişti de inanamamıştım)

Zaten dehşete düşmüşken kimsenin oralı olmaması beni iyice çileden çıkarıyor...Kafamın arkasında biryerde buraya yerleştiğimden beri tekrar tekrar duyduğum "Lokallerle uğraşılmaz...lokallerle uğraşılmaz..." uyarısı çalıyor. Ama buna kayıtsız kalamam...Bir anda dalıyorum aralarına, Hintli işçiyi kolundan tutup "Gel şöyle" diyorum, aralarından alıyorum...O sırada kendi aralarında boğuşmaya başladıkları için pek farketmiyorlar beni...Ama işçi teşekkür ediyor ve yanıma sokuluyor. Ben sinirden titreyerek hepsinin suratına bakıyorum tek tek, nefret kusuyorum, ama farketmiyorlar bile hayvani uğraşları içinde...

Dananın kuyruğu birkaç dakika sonra kopuyor. Bu sefer içlerinden biri başka bir Hintli işçinin kulağına eğilip avaı çıktığı kadar "ĞÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖVVVVVVRRAAAAAAAĞĞRRR" diye bağırıyor...Otobüs inliyor, zavallı adam yerinden zıplıyor, kimsede tık yok, ne de olsa "lokal" çocuklar bunlar, ne güzel paramızı kazanıyoruz şu ülkede, gereksiz yere ortalığı karıştırmaya gerek yok diyor herkes...Hatta belki ben bile öyle düşünüyorum bir yere kadar...Ama bir...ama iki...ama üç...her seferinde işçinin yapmayın demesi ve hepsinin bunun üzerine hayvanlar gibi gülmesi...Üçüncü bağırışta patlıyorum...

"Hey You!" diye bağırıyorum, bir anda hepsi bana bakıyor, "Keep quiet! Thats enough!" diyorum...Hayatında ilk defa birisi kendine böyle birşey söylemiş gibi bakıyor bana...Bu bakışın aynısını en son lisede okulun "dayılarından" birinin suratına yumruk attığımda görmüştüm...Acı değil, sinir değil, öfke değil...Kocaman bir şaşkınlık...Kendi ülkesinde yabancı birinin kendisine posta koymasının şaşkınlığı...(Türkiye'de olsa öldürürler adamı ama Dubai'nin durumu çok farklı, burada yerel halk azınlıkta...Halktan 3 kat daha fazla expat var, dolayısıyla dinamikler değişik) Birkaç saniye böyle bakıp kendine geliyor sonra:

-"Its not your business!"

-"It is my business, you are bothering everybody and you will keep your mouth shut now!"

Deliriyor 3-4 tanesi, üzerime yürüyorlar...Bir tanesi "Shut the fuck up!" diye bağırıyor...Orada deliriyorum...Artık tek tek yazamıycam ama ne erkekliğini bırakıyorum, ne insanlığını, ne şerefini ne haysiyetini...

İlginç olan şey; Ben Türk kültürü gereği orada hazırım herif bir hareket yapsa ağzına yüzüne girmeye, ama gel gör ki bu heriflerde yok o kültür...Bıcır bıcır konuşuyolar hıyar amerikalılar gibi, iş aksiyon faslına geçemiyor bir türlü...

Neyse bizi ayırıyorlar...Ondan sonraki 15 dakika boyunca -otobüs bizi indirene kadar- sinir savaşı veriyorum tek başıma...Hepsinin gözlerine bakıyorum tek tek beşer saniye...Ağızlarını açıp birşey söyleyemiyorlar bana...İnanılmaz bir gerilim var havada...Bütün gücümü harcayıp sessiz kalmalarını sağlıyorum sanki...Bir yandan da içimden "Allah'ım" diyorum, "Ağzımı yüzümü kıracaklarsa havaalanı çıkışında bana dayanma gücü ver, biliyorsun ki haktan yanayım"...Bütün enerjim bitmiş bir şekilde iniyorum otobüsten, hiçbirisi dönüp bakmıyor bana...Ağır ağır yürüyüp çıkıyorum terminalin kapısından...

Sıcağı sıcağına yazdım, yazı kalitesi dandik olabilir...

Böyle işte..

Saturday, January 27, 2007

Dur Bakalım

Cem geliyo şubatın ilk haftası gibi...Evi taşıdım...Dubai Marina'da "The Belvedere" diye biryer...Bina güzel, inşaat ve başına güneş geçip ölen Hintli işçi manzaralı, evin içi geniş ferah...Kapıdaki bekçi Nepal'liymiş...Adını sordum böyle uzun uzun bişeyler söyledi, "Kartalın gözlerinden gerçeği okuyan çapkın keşiş" falan gibi bir adı var sanırım...Ben söylenişini hiç anlamadığım için gayet oryantalist bir şekilde "Bob" diyorum adama..."Hi Bob", "Goodnight Bob", "Hey there Bob" felan...Bayağı bir sohbet halindeyiz...

Önümüzdeki günlerde süper konserler var....The Pretenders geliyo mesela, Johannesburg'daa eğitimde olacağım için gidemiyorum...Sonra Roger Waters geliyo, ona kesin gidiyorum...Desert Rock Festival var sonra, Iron Maiden geliyo, hayatta kaçırmam...

Bugün Spinneys'den "Çamaşırlarınızı mis gibi yapacak sihirli tabletler" diye bişey aldım bi dolu para verip...Koydum makineye, çalıştırdım, köpükler fışkırdı makinanın heryerinden, bütün ev köpük oldu, saatlerce köpük temizledim...Çok mu koydum nedir?

Yeni temizlikçi kadının adı "Padme"...Var mı böyle bişey? "Hee Amidalagile de ben gidiyorum"

"No Direction Home" diye bir belgesel seyrettim...Bob Dylan'ın hayatı felan...Joan Baez çıktı bi yerinde, anlatıyo felan..."Kesin" dedim, "Bu hatun hala aşık Dylan'a"...O derece.

Uzaktan kumandalı küçük helikopter aldım...Uçuyo cidden. Ama kullanması zor, akşamları uğraşıyorum..

Yazıcam daha sonra...

Monday, January 01, 2007

2007

"Madem ingilizim, o halde neden içip saçmalamayayım?" temalı bir mekanda girdik yeni yıla...Bakalım nedir.

Friday, December 29, 2006

Henry Rollins


Büyük düşünce adamı, şair, yazar, oyuncu..vs, Black Flag ve Rollins Band'in unutulmaz solisti Henry Rollins yarın Dubai'de olacakmış, hem de 90 dakika "up close & personal" konuşacakmış. Gitsem mi?

(Hayalkırıklığına uğrama şüphelerim var)

Wednesday, December 27, 2006

Moldy Peaches

Aklımı oynattım dinleyince...Böyle birileri varmış oralarda biryerlerde...Moldy Peaches'dan bahsediyorum...İnsanlıkla paylaşmak zorunda hissettim kendimi.. (bkz. Bütün insanlığın kendini izlediğini zanneden blogcu)

"Just because I don't say anything
Doesn't mean I don't like you.
I open my mouth and I try and i try
But no words came out.

Without 40 ounces of social skills
I'm just an ass in the crack of humanity.
I'm just a huge manitee.
A huge manitee.

And besides you're probably holding hands
With some skinny, pretty girl that likes to
Talk about bands, and
All I wanna do is ride bikes with you

And stay up late and watch cartoons.
Duck Tales, shirt tails, Talespin, Sailor Moon, GI Joe, Robotech, Ron Jeremy, Schmoo.

I wanna watch cartoons with you.
Josie and the Pussycats and Scooby Do,
I want you to watch cartoons with me.
He-man, Voltron and Hong-Kong-3

I tried to ask you to your face,
But no words came out.
I put on my hood and walked away.
That doesn't mean I don't like you.

And besides you're probably holding hands
With some skinny, pretty girl that likes to
Talk about bands, and
All I wanna do is ride bikes with you
And stay up late and maybe spoon.

Just becase I dont say anything
Doesn't mean I dont like you, no.
I opened my mouth and i tried and i tried.

And besides you're probably holding hands
With some skiny, pretty girl that likes to
Talk about bands and
All I wanna do is ride bikes with you
And stay up late and watch cartoons.

I'm just your average Thundercats ho. "

- Nothing Came Out



Diğer tavsiye şarkıları:

- Jorge Regula
- Anyone Else But You

Saturday, December 23, 2006

Kriss Kringle

Peanut Butter Jam diye bi olay oluyor Wafi City'nin arkasında...Açıkhava'da yastıkları falan dizmişler, yayılıp sırayla çıkan amatör grupları dinliyosun...Hava da pek bi şahane bu sıralar, tam keyf-ül keka, seyf-ül sefa...Nedense benim de her gittiğimde başım ağrımaya başlıyo daha müzik başlamadan...Bu sefer de ağrıdı, gidiyim bi panadol extra alayım Wafi'den dedim, oha, içeri bir girdim heryer krismıs olmuş...





Dev çam ağaçları, süsler felan...

Ortada bir açıklık var orda da filipinli bir koro "We wish you a merry christmas, oh jesus very nice" felan diye çığırıyolar...Onu bile filipinlilere yaptırıyolar, öyle bir alışmışlar adam çalıştırmaya...hayret dedim.

Sonra da dedim ki "All praise go to Allah, you infidels!", çıkardım bir bomba attım üzerlerine hemen...Kaçarken bi tane ilan gördüm, neymiş, kırk dirheme santayla tanışıcakmışız, "Santa anadolu çocuğuydu be, alır mı garibanın parasını hiç" dedimse de kimse dinlemedi...Laikçi-Şeriatçı herkes sıraya girmiş santayı görmek için...

Sonra geri döndüm ortama, bir tane grup var Frankie and The Boys diye...Bu Frankie filipinli orta yaşlı bir hatun, boys sürekli değişmekte..Güzel sesi var Allah için, ama fazla bir farkında, sürekli bir "bakın ne güzel sesim var" havasında, dabadibidu-uuuhhhh-ağğğğ--yeahh-yeahhh-mmmmm-mmmmm-haaee-heaaaey felan diye yoruyor adamı sonunda...Krismıs şarkısı yazmış onu söylüyodu...

"Ohhh Santa Baby, come down the chimney
I'd like a Hummer H3
and a flat in Dubai Marinaa ohh yeahh" gibi bişey...


Ama konuyla ilgili duyduğum en güzel şarkıyı tam mekan kapanırken duydum:

"Grandma got run over by a reindeer
Walking home from our house Christmas eve.
You can say there's no such thing as Santa,
But as for me and Grandpa, we believe.

She'd been drinkin' too much egg nog,
And we'd begged her not to go.
But she'd left her medication,
So she stumbled out the door into the snow.

When they found her Christmas mornin',
At the scene of the attack.
There were hoof prints on her forehead,
And incriminatin' Claus marks on her back.

Grandma got run over by a reindeer,
Walkin' home from our house Christmas eve.
You can say there's no such thing as Santa,
But as for me and Grandpa, we believe.

Now were all so proud of Grandpa,
He's been takin' this so well.
See him in there watchin' football,
Drinkin' beer and playin' cards with cousin Belle.

It's not Christmas without Grandma.
All the family's dressed in black.
And we just can't help but wonder:
Should we open up her gifts or send them back?

Grandma got run over by a reindeer,
Walkin' home from our house Christmas eve.
You can say there's no such thing as Santa,
But as for me and Grandpa, we believe.

Now the goose is on the table
And the pudding made of fig.
And a blue and silver candle,
That would just have matched the hair in Grandma's wig.

I've warned all my friends and neighbours.
Better watch out for yourselves.
They should never give a license,
To a man who drives a sleigh and plays with elves.

Grandma got run over by a reindeer,
Walkin' home from our house, Christmas eve.
You can say there's no such thing as Santa,
But as for me and Grandpa, we believe."

Wednesday, December 20, 2006

...

G D7
Madem ki Yiit yılsonu kota derdinde

Em A7
Yılbaşı evinde yalnız olacak diye acılar içinde

C G5
Yazamaz olmuş günlüğüne

C D7
O halde şu şarkıları dinleyiverin

C G5 C G5
Bir de yeni yıla mutlu girin


------------


Herman's Hermits - No Milk Today

Gregory Isaacs - Puff The Magic Dragon

Songs Ohia - Tigress

Damien Rice - Rat Within The Grain

Beirut - Postcards From Italy

Denali - Everybody Knows

Neutral Milk Hotel - The King of Carrrot Flowers, Part 1

Kings Of Convenience - Know How

Garden Ruin - Cruel

The Magic Numbers - Hymn For Her

The Magic Numbers - The Mule

The Magic Numbers - Mornings Eleven


----------------

Öper.

Saturday, December 02, 2006

Bitakım

Metin Ağbi'nin daveti üzerine evine gittik bir haftasonu, Deira'da, tam Maktoum köprüsünün dibinde...Alışmışım kutu gibi küçücük Dubai evlerine, kocaman evi görünce kendimi başka bir ülkede zannettim...Balkona çıkıp birkaç Dubai fotoğrafı çektim...










Sonra aşağıya, park yerine bakmaya başladım, bir adam geldi, gözümün önünde arabama -park bileti almadığım için- ceza yazıp gitti, o kadar huzurluydim ki hiç müdahele etmedim, sessizce izledim, "Feda olsun sana 150 dirhem, zaten bütün haftasonu evde oturmuştum" dedim...



Sea Shell diye biryer var burada, Ankara Kavaklıdere'deki Vitamin'le İstanbul Taksim Kızılkayalar'ın bir füzyonu denebilir, muhteşem taze meyve suları yapıyorlar...Garip garip de isimleri var karışımların, Burj Al Arab falan diye...Tipik Yiit, o kadar çeşit içinde bir tanesini içtim, beğendim, öbürlerini denemiyorum bile...Başkalarını da dene, belki daha güzeli vardır değil mi? Hayatta denemem.

James Bond'a gittik Fatih-Emre-Ben üçlüsü, öyle bir erzak yüklendik ki girişte, kasiyer kızlar hesap makinelerini falan çıkardılar yediklerimizi hesaplamak için...Sinerji kavramına yeni bir boyut getirdik. James Bond'u pek beğenmedik ama, nerede Roger Moore, nerede dan dun herkesi döven bu ayı?



Son olarak; Dubai'yi sular seller götürüyor...

Friday, November 24, 2006

Haftasonu...

Öyle bir oturuyorum ki evde sabahtan beri...Küflendim, yaşam oluştu üzerimde, her kafadan bir ses çıkıyor...

Europa Universalis 2 oynadım...1445'te istanbulu fethettim..

Herkes plaja gidiyo hava güzel diye, ben gitmedim, gitmiyorum, zorla mı?

Kayahan'ın Nar Tanem adlı şarkısını indirdim, en son 14 yaşımda dinlemiştim...Süpermiş...İyice gaza gelip karısının söylediğini de buldum, o daha da bi güzelmiş...

Hiçbirşey olmuyor Dubai'de...


Yanaaaaar ateşleeeer dağlardaaaa nar taaneeeeem ve seniiiiiin sevgiiiiiin gönlümdeeeee..


Hiç olmadı bu yazı di mi?

Friday, November 17, 2006

Speakeasy

Dün Country Club diye biryere götürdüler...Motorcugillerden Sıtkı, Buradadoğangillerden Gülnaz, Yenitaşınangillerden Bahar (Oha ne Bahar'ı ya, tam kaydetmeden farkettim, Ayla olacak Ayla!) , Adaşımgillerden Yiğit, Uzunsüredirortalıktagörünmeyengillerden Gülşah, Huzurubulmuşgillerden Metin Ağbi ve eşi, bir de Neişimvarburdagillerden kim olduğunu anlamadığım Amerikalı bir amca..



Neyse, "Speakup" gecesiymiş o gece...Nedir dedik, dediler ki amatör müzisyenler sırayla çıkıp müzik yapıyorlar sahnede, alkolik irlandalılar da onları izleyip piizleniyolar...İyi dedik, dinlemeye başladık, hakkaten çok süper çalıp söylüyorlar felan...Derken son grup bi tane Jamaica'lı Reggae saçlı bir herif bi de jazzy piyano çalan bir herif...Nasıl jazzy dedim, iyi dedim di mi?

Şimdi şöyle bi kural var ya, eğer şarkı söyleyen Jamaica'lı felansa illa şarkının biryerinde "Babylon" demesi gerekir...Yani ünlü şarkılarda arada çıkan herifler felan da söyler bunu, kuraldır...Babylon'dan bahsetmeden olmaz...Neden acaba? Eskiden orada yaşıyolarmış sonra Jamaica'ya sürülmüşler mesela? Onun bunalımıyla da bütün gün ot-futbol takılıyolar? Mesela?


Bir de;

Al-Ain'e gittim geçen gün...Süper biryer..Yolu sevgiden geçen herkese tavsiye ediyorum...Yani hiçbirşey yok aslında ama, ne biliyim, yeşil meşil, huzurlu muzurlu biryer...Umman sınırına yakın olduğu için dağ tepe felan da var biraz...

Tuesday, November 14, 2006

Sessiz

Yazamıyorum bu aralar sizin de bildiğiniz gibi...Blog yazamıyorum, şarkı yazamıyorum...hiçbirşey yazamıyorum. Hatta MSN'de bile düzgün birşey yazamıyorum..karbüratör tıkandı, platin meme yaptı...

Dur ya, yazmaya başlayınca açıldım sanki! Fakülte'den Zeynep geldi tatile, gençlik anılarımı da takmış peşine...Burj Al Arab'da kaldığı için ben de beleşe gidip görmüş oldum sonunda, hakkaten pek leziz biryermiş...Suudi amcalar yanlarındaki sarışınlarla yakalanmasınlar diye lobide resim çekmeyi yasaklamış kerastas otel yönetimi...

Yılsonu geliyor, kotayı yapamadık hala...Bir de bu girdi hayatıma, neymiş, kotaymış...Hey Allah'ım...

Yok yazamıyorum ben...uyuyucam.

Wednesday, November 01, 2006

Dubai Dostluk Bayramı - Part II

...bir sonraki günün aktivitesi çöl safarisi, ben daha önce yapmış olmanın verdiği engin tecrübelerimle "olm şöyle olm böyle şöyle uçuyoz böyle konuyoz" diye ballandıra ballandıra anlatıyorum jumeirah beach hotel'in önünde jipimizin gelip bizi almasını beklerken..Fazla beklemeden şöförümüz gelip buluyor bizi, kılçık bir herif olduğu ilk andan kendini hafifçe belli ediyor, yola çıktıktan onbeş dakika sonra patlattığı "konaklama yerinde deve eti var ama tavsiye etmem çünkü sabah hörgüçlerle uyanabilirsiniz" esprisiyle hepimizin nefretini kazanıyor kolayca...Yine de tadımız kaçmıyor çünkü hava güzel, Al Ain yolunda manzara güzel...Dubai'nin kulelerinden uzaklaşırken çöl yavaşça sarıyor çevremizi ve bir anda kendimizi sarı kumlar üzerinde ilerlerken buluyoruz...









İlk durakta jipten inip kum tepesinin üzerine çıkar çıkmaz Levo -tıpkı benim ilk gelişimde aynı yerde, aynı şekilde yaptığım gibi - kollarını iki yana açıyor, rüzgara karşı diz çöküyor ve "Allah'ııım Köğğrrrr Eğğğğttt Beğğğğğniii" diye bağırmaya başlıyor...

Birkaç "Çölde Türk usulü sigara nasıl söndürülür" çalışmasından sonra oturup manzaranın tadını çıkarmak geliyor aklımıza...Çöl kaç kere gelirsen gel hep çok etkileyici ve tehditkar birşey!





Sonrası klasik...develer, tatooine kompleksi, dansöz -bu sefer arabik bir dansöz vardı en azından-, sohbet muhabbet, bizimle aynı jipte olan fransız karı kocaya politik iğnelemeler falan felan...

Akşamında adını bi türlü düzgün yazamadığım Boduar? Bodoir? Budoir? adlı mekana gidiş, ramazan sonrası milletin çıldırmasına şaşırış, çıkışta yemek yemeye gittiğimiz mekanda Levo'nun filipinli kasiyerin ramazanını kutlaması...Evimin ilk defa böyle cıvıl cıvıl olması ve bunun bana verdiği huzurla o sıkışıklıkta güzel güzel uyuyup sabahın köründe zinde bir şekilde uyanmalarım...

...derken Sinan'la Baran gider, iyi ki hepsi bir anda gitmediler derim içimden, Levo'cuğumla akşam sırasıyla Rockbottom'da canlı müzik coşkusu, (Bu mekanı da burada kime söylesem burun kıvırıyo, çok seviyorum lan!) üzeri Double Decker'da guinessler...(ben soda tabi)

Son gece benim klasik ekiple Madinat Jumeirah'da Bar Zar'a gittik, New York'da yaşayan bir Türk hatun grubu vardı yakınımızda, fazla bi eğleniyolardı, hiç bulaşmadık...Oradan çıkıp adını duymuşluğum olan ama hiç gitmediğim Jambase'e gittik...Jambase'de ortam muhteşem, ayılana Salsa bayılana shisha tadında biryer...Zenci bir kadın bas bas latin şarkılar söylüyor...Oradan çıkış ve Levo'yu havaalanına bırakış...

Hüzünlü bir veda ve eve dönerken arabada çalan "Runaground"...

"You don't know what you've got

Until you've lost it all

Might I suggest you find

A softer place to fall

You take for granted

All the riches of your world

You may have oysters

But you'll never find a pearl..."



Friday, October 27, 2006

Dubai Dostluk Bayramı - Part I

Bu sene Dostluk Bayramı Ramazan Bayramı'na denk geldi....Baran, Sinan (hem de Modova'dan!) ve Levo, üç kadim dost, inanılmaz bir organizasyon başarısına imza atarak aynı anda Dubai'ye gelmeyi başardılar. Bir arkadaşımızın (bkz. Emre) çok güzel tespit ettiği üzere üç dört kişi Taksim'de bile buluşamayan bizler için bu gerçekten büyük bir olaydı.

Kısa bir profil bilgisi verelim ziyaretçiler hakkında:

Baran - Kurumsal dünyanın en kıdemli kölesi, kariyer basamaklarını tırmanma birincisi, ne iş yaptığını soranlara ingilizce konuşmadan cevap veremeyen, bir gece Roxy'de Levo'nun kulağına eğilip son derece ciddi bir sesle "Birgün herşeye hükmedicem" diyen kişi...

Sinan - Gizli müzisyen, muhteşem söz yazarı, tek parmaklı soloların unutulmaz virtüözü, Moldova'nın en büyük iş adamı, bu tatile kadar dostluğu unutmuştu oralarda..(Bkz. "Abi kızlar yoksa mavi tura gelmem ben")

Levo - Levent The "Bebeksi ve İpeksi" Gürsoy, dünyanın en çok spor ayakkabısına sahip, t-shirt ve polar kazak dışında hiçbirşey giymeyen, genç yaşında en değişik sektörlerde çalışmış, beraber bütün avrupayı sırt çantasıyla gezdiğim, dünyanın en sevimli insanı...çok değişik.

Genç bir kız gibi kalbim ata ata gittim havaalanına...yok yaa uyduruyorum ne heyecanlanıcam, gittim bekledim işte kırk saat, tipik Dubai muhabbeti, uçak iner, yolcular iki saat sonra çıkar anca...Neyse, önce Baran ve Sinan geldiler, Emirates uçuşuyla...Bir yarım saat sonra da Levent The "First Class" Gürsoy geldi, yüzünde anlamsızca biriken uçuş millerinin gülümsemesiyle sürekli "Selamın Aleyki" diye bağıran bi tip..."Olm Aleyki diye bişey yok" diyorum, umurunda diil..."Selamın Aleyki!"



Havaalanında biraz "Olm çok garip lan, nasıl buluştuk biz böyle?" geyiği yaptık...O anda farkında değildim ama Dubai'de geçireceğim en güzel beş gün başlamıştı...Levent'in onuncu dakikada patlattığı "Abi Dubai'de ezan var mı?" sorusu ise bu günlerin hiç sıradan geçmeyeceğinin habercisiydi sanki...

Hemen eve gitmek yerine Marina Walk'ta shisha (nargile) içmeye gittik, zaten kimsenin uykusu yok, hem Ramazan dolayısıyla açık mekanlar gecenin üçünde...

Muhabbet, sohbet, kahkaha, dandik espriler, ahlaksız şakalar, hayvani dürtüler...yani bu dünyada gerçek dostluk adına bildiğim ne varsa hepsini birden yaşarken yavaş yavaş farketmeye başladım ki...Bu Dubai'de ya da İstanbul'da olmakla ilgili birşey değil..."Dostlarla Olmak" diye biryer var...O yer hangi şehirde olduğuna bakmadan sarıyor çevreni ve yaşadığın mekanı değiştiriyor...Belki bu çok büyük bir buluş değil, belki siz orada otururken bunu ondokuz yıldır zaten biliyordunuz...Ben yeni keşfettim işte.

Sabaha karşı yatış...Baran'ın inceden hasta olduğuna dair belirtileri farkediş...Birkaç gün sonra tüm hastalığını bana geçirip domuz gibi sağlıklı olacağını bilmeden uyuyakalış...


Sabah uyanış, tostlar, portakal suları, mis gibi bir kahvaltı ve ertesi gün için çöl safarisi rezervasyonundan sonra plaja gidiş...Hilton'a bedava giriş ihtimalini severek hem de...Yolda Madinat Jumeirah'ya uğrayıp Sinan'a terlik alıyoruz:

L -"Kaça aldın lan onları?"

S -"Çok ucuz olm 150 dirhem"

L -"150 mi?? 40 dolar lan???"

S -"Hadi ya...olsun olm süper terlik, değer yani..."

Ilık denizin kıyısına koyuyoruz alçak sandalyelerimiz